<$BlogIt12:11br />
<$BlogIt
class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/httpwwwdavuttopcancom-yaynda.html"permanent link"><$BlogIt12:11> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt20:10br />

<$BlogItÖlüme giden yolda HipHop yapmak!

<$BlogIt
Bazen yürüdüğünüz yolun sonunu göremezsiniz ya, öyle bir durumdayım şu anda... aslında bu durum çok umrumda da değil.. Yaşadığım günleri kaliteli kılma derdindeyim. Farkındalığım çok fazla arttı, hayatın küçük ayrıntılarının öyle farkındayım ki, her zerresinin tadına varmak istiyorum, evet....

Hayatın kenarında kalmak diye bir kavram var, buna karşılık olarak , bu durumdan sıyrılmak gibi de bir kavram var... Hastanenin onkoloji bölümünde geçiyor çoğu zamanım, orada diğer kanser hastalarını görüyorum, hepsi benzer bir yorgunluk içinde.. Hepsinin rengi biraz beyaz.. Buna karşı koymanın bir yolu olmalı diye geçiyor aklımdan, aklım bedenime sığmıyor, yapmak istediklerime bedenimde ki güç yetmiyor..

Her neyse, bir sene sonra yaşayıp yaşamayacağımı bilmiyorum ama bildiğim ve istediğim bir şey var ki o da dans etmek istiyorum.. Geçen hafta hiphop derslerine başladım, bu akşam gene ders vardı.. Dans'ta en önemli şey ritimdir, ritimle uyumlu olarak yaptığında hareketler sanat gibi görünür.. Bugün derste kulaklarım çınladı, dersin sonlarına doğru neredeyse gücüm tükendi... ama sıktım dişimi diğerleri ile sonuna kadar gittim. Bir zaman sonra buradan dans videolarımı yayınlayacağım...

İnat değil mi, inadına yaşamak ve inadına dişini sıkarak yaşamalı diyorum...

Sosyal mesaj şu: hayatta yapmak istediklerinizi ertelemeyin!

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/olume-giden-yolda-hiphop-yapmak.html"permanent link"><$BlogIt20:10> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt19:10br />

<$BlogItSonunda Hisarüstü'ne taşınıyorum...(YUPP!)

<$BlogIt
İstanbul'a 2002 yılında gelmiştim ve ilk yılımı gültepe gibi saçma sapan bir yerde harcadıktan sonra hem iş değişikliği hem de ev sahibimin kiraya yaptığı %50 gibi mandaca bir zam sonrası hisarüstüne taşınmıştım. 2003 yılıydı!... tam 5 yıl orada yaşadım.. 2008 sonlarına kadar... 2008 sonlarında aldığım yanlış bir karar neticesinde hisarüstünden yeniköye taşındım.. (tamamen yanlış olan özel sebeplerle!)

Hem uygun fiyata yaşadığım hem de bence fena sayılmayacak 2+1 bir dairem vardı... güzel güzel yaşıyordum orda... Sonra Yeniköy'e geldim, hastalığım tekrarladı, bir sürü saçma sapan özel sıkıntı yaşadım... ve en sonunda istediğim oldu...

Bugün sabah babamla birlikte kalkıp Hisarüstü'ne gittik, e oraya kadar gidilecek olunca evde kahvaltı yapmak olur mu hiç? Kahvaltı yapmadan çıktık evden, Rumeli Hisarüstü Börekçisinde özlediğimiz güzel börekler eşliğinde kahvaltımızı yaptık.. sonra ev aramaya koyulduk..

Önce bir ev bulduk, ev sahibi yaşlıca bir teyze, anahtarını çakal emlakçının tekine vermiş, adamın evi kiralamak falan pek umrunda değil.. Rica ettik, ara gelsin evi göstersin diye, "aradım pencerede numaram yazıyor beni arasınlar" diye cevap dönüyor emlakçıdan.. Neyse arıyorum, adamın teki telefonda, evin önünde beklediğimizi ve gelip evi göstermesini rica ettim, "öğrenci misin?" diye sordu, "bu sizi ilgilendiren bir konu değil, ayrıca fiyatı ona göre mi belirleyeceksiniz?" dedim.. Adam bozuldu, evet önemli falan gibi zırvalamaya başladı, yahu beyefendi siz gelin evi gösterin , fiyatı neyse söyleyin param varsa tutarım gerisinden size ne dedim.. İyice bozuldu, telefonu kapattı. bende içimden hatta pek de içimden sayılmaz baya baya sokağın ortasında dışımdan, "s..kerim lan böyle evi de, emlakçıyı da" deyip, çıktım ordan...

Kısa bir parantez, bu emlakçılardan nefret ediyorum ve kazandıkları paranın o kadar da haklı bir para olmadığından adım kadar eminim... Kısacası topunun ta ecdadını!....Aldıkları para bi yana çoğusu (arada mutlaka iyisi de vardır) eğitimsiz,cahil ve kaba!

Neyse sonra tanıdığım bir arkadaşım bu işleri official olarak değil arada denkgelirse şeklinde yapıyor, ona gidip haber bırakacaktım, o da evet kuzenimin evi var sana onu göstereyim deyince hemen atlayıp gittik..

Ev Fatih sultan mehmet köprüsü girişine tepeden bakıyor, her penceresinden güneş alıyor yani neredeyse mükemmel... Sonra evi anneme de gösterip ev sahibi ile anlaştıktan sonra kaporo bırakıp evi tuttum! evet tuttum.. bu hafta sonu taşınıyorum..

Yeniden eski mahallemdeyim, sanki memleketime yerleşiyormuşum gibi hissettirdi...

Çok sevindim ve çok mutluyum... şu aralar hayatımda ki en büyük problem çözüldü diyebilirim..
class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/sonunda-hisarustune-tasnyorumyupp.html"permanent link"><$BlogIt19:10> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt17:44br />

<$BlogItLikeMind günü ve etkileri...

<$BlogIt
İlk kez katıldığım LikeMind topluluğunu çok sevdim, oldukça kalabalık ve mükemmel bir enerji vardı ortamda.. Bundan sonra muhtemelen kaçırmadan takip edeceğim, dahası bundan sonra ki katılımlarımda günün öğlen yemeği kısımlarına da katılacağım.

Müge Cerman tam da yazılarından okuduğumuz gibi şahane biri... Diğer tanışabildiğim herkes de öyle..


Benim bu toplulukta gördüğüm genel görüşüm , mükemmel bir enerji var, herkes birer bomba gibiydi... (insan bazen düşünmeden edemiyor, böyle bir genç nüfusa sahip bir ülke geri vitese takmayı nasıl başarabilir? sayımız mı çok az acaba?)

Toplantıyı kaçıranlara burdan selamlar olsun.. Her ayın 3. cuması sabah saat 8 de Kanyon , Starbucks'da bu toplantı düzenli olarak gerçekleşiyor, katılmak isteyen olursa bekleriz...

Benim bu toplantıdan çıkardıklarım şöyle, Göktuğ Gedik ve Mustafa Tan ile yaptığımız sohbetler sonucunda iPhone develop etmeye karar verdim, bakarsınız belki yakında www.yazarbozar.com adresinde bir kaç makale bile yayınlama fırsatımız olur..

Ve son olarak ideshot kurucuları ile sohbet ettik, daha yeni onaylanan üyeliğimin gecikme sebebinin hesabını sordum:-) Hepsi de çok keyifli arkadaşlar...


Enver ile de yeniden görüşme fırsatımız oldu, seviyorum bu adamı ya, muhabbeti süper! ilk görünüşte anlaşılmayacak bir potansiyel ve girişimciliği var.. Enteresan bir adam..


Sonra merak ettiğim devletşah ve pazarlama cadısı ile de tanıştık, online tanıdığın kişilerle el sıkışmak şahane..


LikeMind çıkışı hastaneye gidip seyyar serumumu çıkarttım, sonra şirkete uğradım, tramer falan işler biraz karışmış, çok da geyik yapamadan birşeyler atıştırıp kaçtım eve....


Bugünün adını da LikeMind koymuş olduk böylece... Tüm tanışmış olduğum arkadaşlara selamlar burdan..

Not: Artık yaş itibari ile mi yoksa kemoterapilerin etkisi ile mi nedir bilmiyorum hafızamda ki istediğim loblara tam erişemiyorum:) Ama bir Simto var ki hızır gibi yetişiyor imdadıma... ve bütün isimleri sektirmeden sayıveriyor... işte benim de tanışıp da hatırlayamadığım çoğu isim Simto'nun blogunda! http://www.simtoalev.com/index.php/2009/03/20/bir-likemind-gunlugu/

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/likemind-gunu-ve-etkileri.html"permanent link"><$BlogIt17:44> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt21:09br />

<$BlogItBir kanser hastası neler yaşar? neler hisseder?

<$BlogIt
Benim..., bir kanser hastasının, başka bir kanser hastasının... ya da benim bilmediğim herhangi bir ülkenin herhangi bir yerinde yaşayan bir kanser hastasının dilinden dökülen kelimeler bunlar olabilirdi sadece....

sabahları uyanınca herkes dersliğe giderken, senin onkoloji binasına gitmen gerekir. ilk başlarda bunu kendi başına yapabilirsin ama sonraları 50 metre bile yürüyecek halin kalmaz. herkes öğle arasında yemek yerken sen mide bulantının ne zaman geçeceğini beklersin umutla.eğer şanslıysan akşama doğru geçer biraz o arada belki bir şeyler atıştırabilirsin ve hatta daha şanslıysan o yediklerini kusmazsın.sonra gidip uzanırsın yatağa ama vakit bir türlü geçmez, kolunu kaldıracak gücün dahi olmadığı için vakit geçirmek için kitap bile okuyamazsın, birileriyle sohbet de edemezsin güçsüzlükten.saatlerce uzandığın yerden zar zor tutabildiğin kumanda ile televizyon kanallarını dolaşırsın ilgini çeken bir şeyler vardır ümidiyle böylece onu izleyip en azından biraz daha kolay vakit geçirirsin. ilk başlarda vücudun çok yıpranmadığı için ne olduğunu anlamazsın ve çok da zor değilmiş dersin ama sonraları tuvalete bile gidecek gücün kalmadığı için yeter artık bitsin bu diye düşünerek geçirirsin zamanını.keşke uyutsalar beni de her şey bitince uyansam diye düşünürsün. hava çok sıcaktır, o kadar bunaltır ki seni kelimelerle anlatamazsın.yine de eğer kış olsaydı vücudun çok zayıf olduğu için salgın hastalıklara kapılma riskin daha fazla olacağından yaz daha iyidir diye avutursun kendini. günlerce geçmeyen bulantı ve her an kusabilme ihtimali sebebiyle bir an bile yanından ayırmadığın plastik kapla gezersin evin içinde, arada sırada kafanı yataktan aşağı çevirerek nerede olduğuna bakarsın iyice. eğer kusarsan onun içine tutturabilmek için.halsizliğin giderek artmaya başlar, sorulara bile çok zor cevap verirsin, yerinden kalkamazsın yumruğunu sıkmaya dahi gücün kalmaz. bunların yanında zamanla bir de kimsenin koklamadığı ama seni inanılmaz derecede irrite eden kokular almaya başlarsın. sigara, yemek, oda her şey çok kötü kokuyordur. bunun için yapabilecek hiçbir şey yoktur.üzerine giydiğin her şey kötü kokuyor gibi gelir sana hiç giyilmemiş yeni yıkanmış t shirt bile o kadar rahatsız eder ki seni kokusundan uyuyamazsın. cam açılır odada çok az bir hava değişimi olduğu anda senin için kalkar direk, miden kasılmaya başlar sürekli öğürürsün. yatağın kenarındaki kaba eğilmiş şekilde beklersin uzun süre çıkarabilecek bir şeyler olmadığı için midende sonra yavaşça azalır öğürmeler yeniden uzanırsın yastığa.evdekiler bu sesleri duymamışlarsa ve yanı başında değillerse o anda gözlerini kapatırsın önce sonra sıkarsın iyice böylelikle artık senin kontrolünde olmayan göz yaşlarına biraz olsun hakim olabilirsin. gözlerini açarsın yaşlar sebebiyle bulanık görürsün başta sonra onlar yanaklarından süzülürler ve giderler sen derin derin nefes alırsın rahatlamaya çalışırsın, kanalları değiştirirsin, dikkatini dağıtmak istersin. fiziksel ve ruhsal olarak bu kadar çökmüş birinin ağlaması garip değildir asla ama anne ve babanın seni öyle görüp morallerinin bozulmasını istemediğin için hakim olmak zorundasındır kendine. geceleri uyuyamazsın, ekrana bakmaktan gözlerin artık bulanık görmeye başlamıştır. gecenin bir vakti uyuyakalırsın uyku çoğunlukla en huzurlu zamanlarındır ona rağmen uyurken bazen inanılmaz bir bulantı ile uyanırsın. gücün varsa yataktan iner dizlerinin üstüne çöker, önüne çektiğin kaba akşam zor zahmet yediğin şeyleri çıkarıverirsin. onları yiyebilmek için ne kadar da çok beklemişsindir halbuki. kusmak zoruna gitmez asıl zoruna giden zaten 3-5 saat uyuyabildiğin uykunun bölünmesidir.saatlerce beklersin gündüz ve akşam çıkarırsam diye midemdekileri bir şey olmaz ama tam uyursun ve yarım saat sonra bunlar olur. sonra sabah olur günün ilk ışıklarına eşlik edersin sen de yapacak bir işin gidecek bir yerin yoktur ama uyanırsın erkenden.tedavi almıyorsan yavaş yavaş toparlanmaya başlarsın. ayağa kalkmaya başlarsın, yemek de yersin tabi ki eskisi gibi değildir sürekli yanan miden seni inanılmaz rahatsız ediyordur. yine de zorla yemen gerekir çünkü bir daha ki kür başladıktan sonra film başa sarılacak ve saniyeler yine geçmeyecektir. sen bu duruma ne kadar hazırlıklı olursan o kadar iyidir.4 perdelik bu oyunun son 2 perdesi çok zordur özellikle.yeni kür için kemoterapi aldığın odaya geçersin günde en az 3 saat ve 2 litre serumu alırsın damarlarından. tek tek, yüz binlerce damla, onlarca saat . günler ilerledikçe damarların da sertleşir, yeni damarlardan verilmeye başlanır tedavi ama onlar da bozulur bir süre sonra. hayret edersin sen de o iğne nasıl delemez o damarı diye ama girmiyordur içeri, çok canın acır. sana damar yolu açmaya çalışan hemşirelerin de senin kadar bu duruma üzüldüğünü ve canını acıtmak istemediklerini yine de sana bir şey hissettirmemeye çalışmalarını izlersin ve tebessüm edersin sadece ve ne kadar şanslı olduğunu hatırlarsın bir kez daha. bunlar olurken sana, diğer yandan da hayat devam eder tüm hızıyla ve sen artık iyice uzak kalmışsındır ondan. en çok moralini bozan şey de budur aslında . iyileşeceğinden en ufak bir şüphen dahi yoktur ama hayattan geri kalmak seni çok üzer.zamanla önceki yıllarda yaz aylarında ne yaptığını anımsamaya başlarsın, içini çekersin yukarıdaki serumlara bakarak. kemoterapin biter sonra koltuktan kalkarsın içlerinde en genci olduğun diğer kemoterapi alan insanlara “geçmiş olsun” diyerek yavaş yavaş çıkarsın odadan.en son hemşirelere de “yarın görüşürüz” dersin.bir seans daha geride kalmıştır. binadan çıkarsın gücün varsa kendi başına yoksa arkadaşlarının yardımıyla yatağına doğru ilerlersin. yoldayken telefonun çalar, muhtemelen nasıl olduğunu sormak için annen ve baban aramıştır.genelde aynı cümleleri kurarsın, kısa bir süre konuşursun ve mutlaka “iyiyim, midem bulanmıyor ” gibi sayısız yalanı sıralarsın. onların böyle olmadığını bilmediğini sanarak kendini rahatlatmaya çalışırsın aslında.yatağa uzandıktan sonra orada gördüklerini düşünmeye başlarsın. kendin için değil daha çok ailen için üzülmüşsündür zaten.onların yerine koyduğunda kendini çok kötü hissedersin. yine kendin için üzülmediğin kadar sabah 3-4 koltuk yanda oturan 2 çocuklu bayan için üzülmeye başlarsın bu sefer. bu sabah daha yeni gelmiştir evde 2 çocuğunu bırakarak.kendini o ufaklıkların yerine koyarsın çok ağır gelir, düşünmek dahi istemezsin. bu sırada bayanın etrafındakilerle umut dolu konuşmasını gözlerinin içi parlayarak izlersin ve biraz olsun için rahat eder ufaklıklar için. bayan konuşurken “ben uzun süreli bir grip oldum ama sonunda geçecek bu ” diye bir cümle kurar ve hayretler içinde daha 1 ay önce tedaviye başlarken senin de aynı şeyleri düşündüğünü hatırlarsın, içinden “evet teyzeciğim geçecek” dersin.sonra sol tarafında oturan orta yaşlı ağabeyin yanındaki ağlamaklı eşinden nasıl da moralinin daha yüksek olduğunu görürsün. hiç de yapmacık değildir bu durum bunu çok iyi hissedersin. aslında farklı bedenlerde 3 aşağı 5 yukarı herkesin aynı şeyleri hissettiğini anlarsın. insanoğlunun ne kadar güçlü bir yaratık olduğuna inancın artar.savaşçılığın ve azmin ne boyutlara varabileceğini görürsün. o insanları gördükçe bazen kırılan umudun ve moralin yeniden tavana vurur. bu şekilde günler günleri kovalar ve eğer yeteri kadar iyi direnmişsen hayata ve yenmişsen kanseri sen artık bir kahramansındır, kendinin kahramanısındır ve belki 1 yıl sonra önceki yıl bunları yaşadığın günlerde kimi zaman göz yaşlarınla kimi zaman gülümseyerek bunları kağıda dökersin ve aynı duygularla o anları anımsayarak okursun bunları.çoğu kanser hastası gibi sen de başına gelen en iyi şeyin bu olduğuna eminsindir çünkü hayatta sana başka hiçbir olayın bu kadar çok şey öğretemeyeceğinden eminsindir.

source:
sozluk

Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/bir-kanser-hastas-neler-yasar-neler.html"permanent link"><$BlogIt21:09> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt01:05br />

<$BlogItYarın öleceğinizi bilseniz, Bugün ne yapardınız?

<$BlogIt
Kemoterapi alanlar bilir, her bir kemoterapi bir ölüme eşdeğerdir.. Hücrelerinizin teker teker yokolduğunu hissetmenin verdiği acıyı tarif etmem ne yazık ki mümkün değil. Ancak bunu yaşayanlar bilebilir ve yaşamayanlar da umarım ne olduğundan habersizce hayatlarını devam ettirirler!

Kemoterapi eşittir ölüm demek oldu artık benim için ve her kemoterapi gününden bir gün öncesini sanki ömrümde ki son gün gibi geçiriyorum...

Bir düşünün siz olsanız ne yapardınız, yarın öleceğinizi bilseniz..? lütfen fikirlerinizi yorum veya email ile paylaşın benimle... gerçekten merak ediyorum eğer başkaları benim yerimde olsa ne yapardı?


Ben neler yapıyorum?


Mesela yarın kemoterapim var, 5. seans! ve bugünü kendime ömrümde ki son gün gibi hediye ediyorum. Bugün de öyle yaptım, sevdiğim arkadaşlarımdan biri ile görüştüm sabah, sonrasında sevdiğim yemekleri yedim, akşam oldu en kafa arkadaşlardan biri ile milongaya(tango gecesi) gidip dans ettik.. Sonra çıktık bambi'de ıslak hamburger yedik, ardından kırdık direksiyonu ortaköye, Golden Kokoreç'ten sıcak midye dolmalarımızı yedik... (gerçekten şiştim, mide olmayınca bağırsaklar zorlanıyo cidden..)

Mutlu muyum? hem de çok...

Ve evet bugünü mükemmel geçirdim... yani yarın ölebilirim...!

Ve ve tam olarak altta gördüğünüz fotoğraftaki gibi yapıyorum, son günümde hayata... ve kansere...


Bilmem anlatabiliyor muyum?

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/yarn-oleceginizi-bilseniz-bugun-ne.html"permanent link"><$BlogIt01:05> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt02:52br />

<$BlogItBuena Vista Social Club Concert

<$BlogIt
I have a plan for next month, There is a Buena Vista Social Club concert in 28.04.2009!.. I will going to this concert, cause I know already this group is very nice.. I went to buena vista concert at 2007 with b and her's friend john (hi is american!) We enjoyed a lot... really!

This group is awsome! I went, seen and believed!!!

Also , this event is more then just a concert.. !! you can dancing in event and in after party.. and advice for you...

These are a few music.. listen...

I hope you are coming and we can together enjoy..

For event details: http://www.biletix.com/event.htm?id=KLBV1

Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/buena-vista-social-club-concert.html"permanent link"><$BlogIt02:52> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt02:18br />

<$BlogItDans için çekilmiş filmler..

<$BlogIt
Bu yazıda biraz danstan bahsetmek istiyorum, dün Ana ile muhabbetimiz ve izlediğim bir video sonrasında canım bir dans filmi izlemek istedi, "Step Up" filmini sabaha karşı izledim ve inanılmaz keyif aldım, artık uzun zamandır dans etmeyişimin de bunda muhtemelen büyük etkisi olduğunu düşünebiliriz.

Bugün de oturup dans için çekilmiş filmleri listelemeye karar verdim, bu araştırmam ile bende olmayan filmleri de bir yerlerden bulup dans filmleri arşivi oluşturacağım kendime..

Dün Hande ile de yaptığımız muhabbet (she said that: shall we dance with me?) sonrası dans aktiviteme tekrar geri dönme kararı aldım.. Hande ile tanışıklığımız çok eski, neredeyse 2006'dan beri tanışırız. Birlikte Tango dersleri alıyorduk galatasaray üniversitesinde o dönem, tekrar dans etmek bu zamana kısmetmiş.. -evet yeniden tango ile devam edeceğiz-

İzlediğim filmler neticesinde ve eskiden latin gecelerinden sonra arkadaşlarla birlikte hip-hop club'lara gidişimizi hatırlayınca latin dansları ve hip-hop arasında ciddi bir bağ olduğunu anladım. Dün izlediğim filmde de çılgın hip-hop yapan çocuklar meksikalı bir arkadaşlarının barbekü partisinde çılgınlar gibi salsa yaparak benim de gönlümü derinden fethettiler.. Salsa ve Hip-hop başlığında bir yazı yazacağım daha sonra.

Konu dağılmadan gelelim filmlere..

Şimdiye kadar çekilmiş en iyi Tango filmleri şöyle;

içinde Argentine tango geçen filmler ve tv şovları;

Hip Hop/Street yani sokakta hip-hop! filmleri
Bu filmlerden Step Up, Step Up 2, Take the Lead filmlerini izledim bence mükemmellerdi kesinlikle tavsiye ederim. Aslında bu tarz filmlerde konular hep aynı, çevresi tarafından ciddiye alınmayan bir bireyin aslında onun tutkusu olan dans ile kendini ifade etmesi ve kabul görmesi üzerine geçiyor..

Salon dansları -salsa ve diğer latin dansları- ile ilgili filmler;

Bu filmlerden Shell We Dance , Dirty Dancing ve Grease 'i izledim ama Grease muhtemelen hepimizin babaları anneleri dahil izlemiştir... gerçekten mükemmel bir filmdir... John Travolta'ya tekrar tekrar hayran olmamıza sebeptir.. 1978 yapımı için filmin bu zamana kadar ününü koruması gerçekten ciddi bir başarı... Ve eminim ki bu film bir çok dans tutkununun arşivinde yer alıyor!

Eğer dans'a ilginiz varsa bunlardan bir kaç tane izleyin sonra kendinizi bir dans okulunda bulmanız an meselesi diyebilirim...

Keyifli seyirler şimdiden...

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/dans-icin-cekilmis-filmler.html"permanent link"><$BlogIt02:18> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt21:06br />

<$BlogItHayatımın birinci tekil şahsı

<$BlogIt
Seni biliyorum ben, sever de söyleyemezsin ya... cümlelerin de yok senin, karşımda oturup kafanı başka yönlere çevirme, yüzünde kaçamak bir gülümseme de oluşmasın!

İkimize dair bir masalın parçasıyız biz, ama her ne sebepse yazarlar tanımıyor bizi ve masalın birinci tekil şahıslarıyız.. ben biliyorum bu masalı biraz ama içinde sen varsın ya, anlatılacak kadar kısa değil bu yüzden..

Dedim ki bir masal yazayım ben, içinde biz kaçıncı şekil şahıs olursak olalım, önemi yok bunların. ama ikimize dair bir köşede huzur içinde elinden tutabildiğim hikayeler geçsin içinde... Ana karakterler yesin birbirini hiç umrumda değil..

Masalları boşver... Seni sevmenin binbir çeşit yolu var elbet, öğrendiğim bir kaç yol seni sevmeye yetmez biliyorum, sana dair hikayeler yazmalıyım, destan olmalı tüm bunlar, dilden dile dolaşmalı..

Ve seviyorum seni , hikayemin birinci tekil şahısı, hayatımın öznesi.. kadınım!

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/hayatmn-birinci-tekil-sahs.html"permanent link"><$BlogIt21:06> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt00:33br />

<$BlogItYeni tasarım!

<$BlogIt
Yeni tasarımım hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sizce nasıl olmuş?

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/yeni-tasarm.html"permanent link"><$BlogIt00:33> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt20:42br />

<$BlogIt"Ben büyürken yaşadıklarım kaybolmasın diye..." - Barış Zengin!

<$BlogIt
Barış kaç gündür bir bomba patlatacağım diye ortalığı birbirine katmış, herkesi ayaklandırmıştı, benim bloglarımda yazdığım yazıların havasını bir anda söndüreceğini söylemişti... "Nedir?" diye günlerdir beklerken bugün sonunda oldu!

Adamın kitabı çıkmış!... gerçi artık ona adam falan dememek lazım Yazar Barış Zengin diye hitap etsek daha uygun gibi..

Kendisi iş arkadaşım olduğu için parça halinde şiirlerini 2005'den bu yana gönderiyor ve okuyordum lakin kitap basma derecesine geleceğini düşünmemiştim hiç,.. Okuduklarım kadarıyla şiirleri gerçekten mükemmeldi.

Barış'ı bu girişiminden dolayı yürekten tebrik ediyorum... umarım kitap yeterli kitleye ulaşır ve yeni kitaplarıyla karşımızda olur...

İşte o kitaptan ilk görüntüler,, bu blog'dan başka hiçbir yerde yok:)

Kitap pazartesi (16 Mart 2009) itibariyle,
sitelerinde satışa sunulacak... eğer şiirle ilginiz varsa kesinlikle tavsiye ederim...

Tebrikler Yazar Barış Zengin!!!

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/ben-buyurken-yasadklarm-kaybolmasn-diye.html"permanent link"><$BlogIt20:42> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt16:46br />

<$BlogItYemeksepeti siparişine yazılan süper not ve sonuç

<$BlogIt
Yazılan Not;

Sonuç;


Etiketler: , ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/yemeksepeti-siparisine-yazlan-super-not.html"permanent link"><$BlogIt16:46> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt13:16br />

<$BlogItEkstrem Davranışlar

<$BlogIt
Altta ki video'u
vimeo'da yakaladım bugün ve çok hoşuma gitti. Ekstrem sporlar nedense bana hep çok ilgi çekici gelmiştir. Zaten bu ilgiye paralel bir hayat yaşadığımı söyleyebilirim.
Deneyim: Küçükken bir keresinde -köy ortamı- bir yokuştan aşağı doğru bisikleti bırakıp uçmayı denemiştim.. -sonuç ciddi canım yandı ama uçmuştum:)-

Büyüdüm gene sonuç değişmdi, araba ile extrem hareketler, motosiklet ile 280 km/h hız yapmak, motosiklet ile tek teker yapmak.. hayat böyle güzel:-)
Tabii tüm bu hareketlerin bir de bedeli olabiliyor, bunlara katlanmayı bilmelisiniz. Öncelikle acı eşiğiniz ne kadar yüksek bunu sorun kendinize... Geçen yaz yaptığım motosiklet kazasını yazmıştım, kaza yaptığım sırada hiç bir şok etkisi yoktu mesela, sadece ayağa kalktım, o anın sıcaklığı ile kırıklarımı farketmemiştim, ama ayağa kalktığımda anladım ki ayakta duracak kadar sağlam değilim, hemen yere uzadı, vücudumda ki kemikleri kontrol etmeye başladım.. En ciddi kırık omzumdaydı, başıma toplananlara dokunmamalarını söyledim. Ambulansı arıyorlardı zaten. Ambulans gelene kadar su döktüler yüzüme falan. Sonra ambülans geldi görevlilere durumu anlattıktan sonra hastaneye kaldırdılar... (bu işin özetiydi, bir ara bunun komik estantenelerini de anlatacağım)

Burada söylemek istediğim soğuk kanlı olma meselesi..! Başınıza her ne gelirse gelsin, diş sıkmayı bilmek gerek sanırım... Ve en önemlisi de sen kendin isteyerek yaptığın bir işin sonucunda bir kaza olmuşsa , sorumlusu da sen olduğun için kalkve hayatına devam et.. kimseye ağlama..

Etiketler: , ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/ekstrem-davranslar.html"permanent link"><$BlogIt13:16> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt22:44br />

<$BlogItParça parça yokolmak... ve Parça parça hayal kurmak..

<$BlogIt
Her daim eğlenceli yazılar yazamayız , hayatın bütünü eğlenceden oluşmuyor malum...

Hani filmlerde izleriz ya, genç bir adam veya kadın vardır ve hastadır, günlerini düzgün yaşar ama arada ya bayılır ya da ağzından, burnundan kan gelir... İşte kendimi öyle hissediyorum bazen. Tüm gücümle hayata tutunmaya çalışırken, çevresel etkenler her ne kadar beni yaralamaya çalışsa da hayatta kalmak için elimden geleni yapıyorum günlük.

Bugünlerde elimde peçeteyle dolanıyorum sürekli, burnumda kanamalar arada bir.. seyrettiğim filmler geliyor aklıma, gülüyorum... Gözlerim dolmuyor gerçekten. Üzülmüyorum. İyileşeceğim!! Yaşayacağım!! ya da öyle birşeyler işte...

(foto: murat suyur)

Ama bildiğim birşey var ki, çok uzun yıllar burada bu yazıları yazıyor olamayacağım. Bu gerçekle barışalı çok zaman oldu.

Bir defterim var günlük. (bilgisayar ortamında değil:) ) Oraya banka şifrelerimi, blog şifremi, bütün bana bağlı ne varsa yazmaya başladım. Hani olur da.....

Hastalanmamıştım o zamanlar daha sene 2006 idi, telefonum çaldı, babam arıyordu. "Efendim baba" dedim, müjdem var oğlum demişti, "hayrolsun baba" dedim, --ailemiz beş kişi bizim, 3 kardeş ve anne , baba-- yerlerimizi aldım oğlum dedi.. -defin yerleri- hayallah baba demiştim. Sonra bir hafta sonra onları ziyarete gittiğimde , beni mezarlığa götürdü ve bizim için aldığı yerleri göstermişti. Baba dedim neden bunu yapıyorsun... "Oğlum" dedi, "bizim yaşımız yerine geldi, bir gün bizden kötü haber gelirse yerimizi mekanımızı bil ki, çok zorlanma" ... Gözlerim dolmuştu aklıma kazımıştım Manisa'da ki o mezar yerlerini...

Günler geçti, zaman durmadı ve geldiğimiz noktada babam artık yanımda ölüm lafını ağzına bile almıyor... Ama ben biliyorum ikimizden biri gerçekten zorlanmayacak... hayata bak... eğer bir dünya tersine dönüyorsa , olayın tanımı bu olmalı..

Ama o kadar kısa değil, F ile bir plan yaptık dün, bu yaz ben iyileşince tam anlamıyla survivor'lık yapacağız, arabaya, bir adet mini buzdolabı, bir çadır, F'in yapacağı börek çörekleri de alıp çıkacağız yola.. Nevşehir şimdilik en belirgin durağımız.. Çok deli plan yaptık çok..

Diyelim ki yoldayız.. yol kenarında süper bir yeşillk gördük, hemen çekiyoruz arabayı, seriyoruz yere sergimizi, uzanıyoruz çayırlara.. Geceleyin otel aramayacağız, ikimiz için bir battaniye olacak yanımızda, üzerimize battaniyeyi örtüp gecenin sessizliğinde testi şarabımızı içip uyuyoruz...

Ya da canımız sıkıldı iniyoruz arabadan deliler gibi dans ediyoruz.. Bachata salsa CD leri ile doldurmak lazım arabayı... biraz da tango...

Bazı akşamlar kendimize süper bir kıyak yapıp her neredeysek oranın en güzel restaurantından bir akşam yemeği çalıyoruz kendimize.

Manyaklığın sınırlarını zorluyoruz kendimizce, yer yön yok... tam bir hafta rüzgar ne tarafa eserse o tarafa kıracağız direksiyonu...

Bakalım kaç kilometre yapacağız..

(yolculukta kullacağımız resmi aracımız da budur, abbas!)

İnsanız işte , biraz da deliysek ölüm bir yana biz yaşayacaklarımızı yaşıyoruz ve hayal kurmaktan vazgeçmiyoruz... belki de son nefesimiz de bile bu böyle olacak.. kimbilir?

Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/parca-parca-yokolmak-ve-parca-parca.html"permanent link"><$BlogIt22:44> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt19:33br />

<$BlogItKızsız Adam!

<$BlogIt
Süper başarılı değil ama amatör gençler tarafından yapılmış ve Issız Adam filmini dalgaya almış güzel bir çalışma... Çocuğun suratında ki ifade de neyin nesi anlamış değilim ya:-) Bu çalışma da güzel memleketimde ki ıssız insanlarıma gitsin...

ada : ingiltereye taşındım, evlendim
iç ses : aslında ingiltereye hiç taşınmadım alper. bağcılara yerleştim bir konfeksiyon atölyesinde çalışıyorum. öğle aralarında kral fm e senin için istek şarkılarda bulunuyorum.

alper (içses): "çaresizlikten yemekteyiz programına katıldım, onda da sonuncu oldum zaten..."


Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/kzsz-adam.html"permanent link"><$BlogIt19:33> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt18:10br />

<$BlogItNereden Nereye (via FF)

<$BlogIt
Bu fotoğrafla beraber ff'de başlayan "nereden nereye" furyasına biz de katılmış olalım...

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/nereden-nereye-via-ff.html"permanent link"><$BlogIt18:10> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt13:25br />

<$BlogItFaili Meçhul Kıyak!

<$BlogIt
Hadi bir oyun oynayalım :)

Adı da “Faili Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!”

Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!

Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum.

Demiş fikiratolyesi.com ve bence de kesinlikle desteklenmesi gereken bir hareket. Düşünsenize bu hareket yeterince yaygınlaştığında sizin de bir kart ile birlikte kimden geldiğini bilmediğiniz sürprizlerle yüzünüzün gülmesi an meselesi olacak.. Fikri ve fikir sahibini tebrik ederim.

Fikrin detaylarında ise şunlar var,

Basitce tasarlanmış bu kartın sekiz adetini bir A4′e yerleştirdik. Dilerseniz bu A4′ü basıp sekiz tanesini aynı anda elde etmek mümkün. [Standart yazıcılar keşke lamine baskı da yapabilse!]

Baskı alabileceğiniz A4 boyutundaki dosyanın Word ve pdf formatları bu linklerde. Resim (.jpeg) olarak ise bu linkte bulabilirsiniz. (Yukarıdaki üç linkten birine sağ tıklayıp “save link as” veya “hedefi farklı kaydet” yaparak bilgisayara almak mümkün.)

Kart oyunun bulaşıcılığı ve devamı için gerekli. [Bir de "aa bak birisi burada ne unutmuş" denmemesi için!] Kime, ne zaman, hangi şartlarda bir kıyak yapacağımız da zaten belli olmaz. O yüzden bunları kesip cüzdanda taşıyoruz :)

Ve fikri hayata nasıl geçirebileceğinize dair ufak örnekler de şöyle;

Tabii fikiratolyesinin'de dediği gibi bu örnekleri çoğaltmak , çeşitlendirmek tamamen sizin elinizde..

Tekrar tebrikler fikiratolyesi.com!

Ve son olarak eğer bir internet siteniz, blog'unuz var ise sizleri de bu kampanyaya katılmaya davet ediyorum...

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/faili-mechul-kyak.html"permanent link"><$BlogIt13:25> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt00:39br />

<$BlogItSarelle Fındık Ezmesi

<$BlogIt
Sarelle Fındık Ezmesi, ne desem bilmiyorum... eğer bu tarz şeyleri seviyorsanız bunu mutlaka deneyin.. Kahvaltıda yemesi mükemmelken, gün içinde de dayanamayıp içine parmak daldırmak kaçınılmaz birşey:) (Bundan dolayı reklam parası falan almadım)

Arkasında kocaman, (Trans Yağ, Renklendirici Madde, Koruyucu Madde YOK) yazıyor... Bu bu ürünü tanıtmam için yeterli birşey.. sağlık için tehdit olmaması yani..

Doğallığın keyfini sürün...

Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/saralle-fndk-ezmesi.html"permanent link"><$BlogIt00:39> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt22:49br />

<$BlogItDest-i İzdivaç dialogları..

<$BlogIt
(solda ki teyze soruyor, ortada görülen amca cevaplıyor)

Bugün televizyonda kanal değişimleri esnasında yakaladım, star ekranında Dest-i İzdivaç denilen bir program var, eskiden bir kaç bölümünü izlemiştim, komikti bugün izlediğim kısımda ise resmen yerlere yattım...

Programa katılan süper yaşlı amca ve nineler oluyor, amcam gelip evim, emekli maaşım var gibi şeyler söyleyip ninemin gönlünü çalmaya çalışıyodu... Ama bugün ki amca tam bir komedi, biraz Recep İvedik idi..

Teyze vardı karşısında oturmuş çalışmış didinmiş, bir kağıda soracağı soruların tamamını yazmış. Arada bir paravan var ve teyzem paravanın ardından elinde daha önceden yazdığı kağıdı okuyup okuyup soruyo amcaya , işte komedi tam bu noktada başlıyor, işte o sorular ve amcanın verdiği cevaplar;

teyze: bene aşkı tarif eder misiniz? amca: edemem çünkü aşık değilim

teyze: eve geldiğinde masaya çiçek koyar mısınız? mum yakar mısnız yoksa karşınızdan mı beklersiniz...?
amca: karşı tarafın yapmasını beklerim çükü vazifem değil

teyze: çapkınlık yapar mısınız?
amca: çapkın olsaydım sekiz senedir beklemezdim

teyze: içki sigara içer misiniz? ne düşünüyorsnuz?

amca: paravan açılınca ne kadar sarhoş olduğumu görürsün..

teyze: sn bayram bey, evliliğini rutitlikten kurtarmak için ne yaparsınız?
amca: hanımıma uymak isterim. nereye gidersem oraya uyarım..


teyze: ben temizlik severim.. vs vs temizlik sever misiniz? ayaklarınızı yıkatır mısnız? amca: hepsi var bende

teyze: işkembe çorbası sever misini?

amca: sevmem


teyze: boks yapmayı severim demişsiniz, sizin boksunuz kaç raund sürüyor.
amca: hanımlara geçerl değil


teyze: ben çankırılıyım madımak severiz. siz sever misiniz?
amca: yemem yapmadığımdan bilmem


teyze: hayvan sevgisi var mı? bende hayvan sevgisi vardır.

amca: o zaman sizi daha çok severim..30 dane hayvanım var hangisinin ismini çağırsam gelir.

teyze: günde kaç kez seni seviyorum dersiniz eşinize..
amca: sevgiyle yaklaşırsa ona göre..

teyze: kadın dediğin "...." boşluk orasını sen tamamlaycaksın... nasıl olmalı?
amca: annaddığına göre istediğim gibi bir kadın.(senin gibi)

teyze: her yere giderken size haber vermeli miyim? buna kontor dayanır mı?
amca: evet! bende ona göre kontor alırım!

teyze: çamaşır yıkarken suya beyaz karıştı çamaşır bozuldu bana kızar mısınız
amca: hayır o an kızmam! olmadan kızarım.. zamanında kızacaksın ki hata yapma.


teyez: ben dizi izlemeyi severim, dizi izlerken kahve yap der , çeneniz düşer mi? rahatsız eder misiniz yoksa ağır başlımısınız? yani laytmı taş fırın mısınız?
amca: onu gelince görecez..


teyze: sizce altın yere düşünce kum olur mu? çeyrek altın olurmu
amca: sizinle ne ilgisi var anlıyamadım..


teyze: gene aşkla ilgili bi soru
amca: bu gece uyumadınız bunları mı yazdınız..

teyze: siz yalan söyler misiniz? söylerseniz büyük mü küçük mü, yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.

amca: ben yılandan çok korkarım..

Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/dest-i-izdivac-dialoglar.html"permanent link"><$BlogIt22:49> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt19:23br />

<$BlogItAşk 2.0

<$BlogIt
Bugün okuduğum en ilginç yazıydı sanırım.. Tadı ağzımda kaldı resmen...
AŞK 2.0
...

Sosyal iletişim ağları vs.. diyecek birşey yok!

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/ask-20.html"permanent link"><$BlogIt19:23> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt16:37br />

<$BlogItMacbook almak isteyenlere not..

<$BlogIt
Yaklaşık bir yıldır şirket bilgisayarım hariç her platformda Apple ürünlerini kullanıyorum, cep telefonum iPhone , laptop'um Apple Macbook. Bunları tercih etmemin çeşitli nedenleri var tabii ama son bir haftada yaşadığım ufak bir hayal kırıklığını ve sonrasında Apple 'dan gördüğüm desteği paylaşmak istiyorum.

Problem üstteki resmin sağ alt köşesinde gördüğünüz gibi kasada bir parça kopmasıydı. Bunun sebebi de Apple yetkili servisinden yapılan açıklamaya göre, laptop kasasının tasarımından kaynaklanıyormuş, Macbook kapağının ekran kısmının kapanmasından dolayı böyle bir sorun yaşanıyormuş.

Macbook'u geçen yıl İstinye Park içinde yer alan Pupa Bilişim'den almıştım, o zaman ki mevcut laptop fiyatlarına göre de nerdeyse bin lira gibi daha fazla para vererek aldığım laptop'un kasasında kırılma olunca toparladığım gibi İstinye Park Pupa'ya gittim.

Burada kalite ve verilen paranın karşılığını alma kısmı başlıyor..

Pupa Bilişim'in kapısından girer girmez , ciddi bir mac os x, macintosh havası solumaya başlıyorsunuz, başınız dönüyor, ben seviyorum bu havayı ve baş dönmesini.. Ortamda ki oyuncakları ufak bir göz attıktan sonra yetkililerin yanına gittim, sorunu anlattım, hiç uğraştırmadılar beni. Daha önce bu sorunla karşılaştıklarını ve ön paneli sipariş edeceklerini, yeni panelin de bir hafta içinde geleceğini söylediler ve yeni panel geldiğinde beni arayıp macbook'umu getirmemi isteyeceklerini söylediler. Hepsi bu kadar sürdü. Hatta garanti belgemi falan da kaybetmiş olmama rağmen ellerinden geleni yaptılar.. Şimdi macbook'um için sipariş edilen yeni panelin gelmesini ve beni aramalarını bekliyorum.

Sonuç olarak aldığım macbook'un bir yıl içinde çıkarttığığı tek sorun bu oldu, tabii bu da benim işlerimi yapmama engel bir problem değil ama macintosh kullanıcıları bilir, bizler görselliğe çok fazla önem veriyoruz ve hem işletim sisteminin (mac os x) hem de kasanın görüntüsü bizler için çok önemli... Ve verdiğim fazladan paraya ve çıkan bu soruna rağmen Apple ve Satış sonrası destek hizmetleri benden tam puan almayı başardı...

Macintosh kullanımım hakkında geçmiş zamanda yazdığım bir yazı da şurada mevcut o yüzden işletim sistemi konusuna çok fazla değinme gereği görmedim.

Etiketler: , ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/macbook-almak-isteyenlere-not.html"permanent link"><$BlogIt16:37> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt00:33br />

<$BlogItBurun kanamaları...

<$BlogIt
Bugün durduk yerde burnum kanayıp durdu.. noluyo lan? bu moral olaylarının hakkaten hasta (o ben oluyorum) üzerinde etkisi çok galiba... hay allam ya... yatmadan önce yanıma peçeteler koydum..

iyi geceler herkese...

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/burun-kanamalar.html"permanent link"><$BlogIt00:33> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt14:08br />

<$BlogItIssız adam!

<$BlogIt

“Uçurumun kenarındaydım. Düşmeme ramak kalmıştı. Elimi uzattıklarım “Tutarsam acaba ben de gider miyim?” dediği gün o çocuğu bırakmıştım.. O, uçurumun en dibine yuvarlanırken, bu “adam” ortaya çıktı.

Son deneyimlerimden sonra gördüm ki memleket ıssız insanlarla dolup taşmış... herkes bir buğu yaratma derdinde kendisine, herkes kendini bir uzakta tutma çabasında...

Alın ulan bende ıssız adamım artık, hemde kanserli ıssız adam, isim çok fiyakalı.. pikapımı çıkarttım yerinden, eski plaklarımı yerleştiricem yeni eve gidince...

Oldu mu? oldu...

bundan sonra hayatımda _özel_ olarak hiçkimse yer alamaz muhtemelen...

Abi şöyle bi durum var şimdi, kansere yakalanmışsın, hayat zaten vurmuş , afedersin z.kmiş belanı.. kemoterapiler alıyorsun.. dahası kanser tekrarlamış.. ne kadar yaşayacağını bilmiyorsun.. birileri çıkıp hızdan/yavaşlıktan bahsediyor... öbürküsü ev arkadaşım evden çıktı deyip basıp gidiyor... yani kısacası bu ülkede iyi niyetli adam olursa z.k.l.y.rsun... en güzeli, kötü adam olmak... ve en doğrusu sanırım.

Profesyonel olacaksın.. hayatına biri girdiğinde yatağa atıp ertesi sabah, ben sana layık deyilim deyip, onun kahvesini hüplettikten sonra koyacaksın kapının önüne..

Bu mu yani? evet kadınların anladığı dil ve aşık olduğu adam portresi bu!

Sonuç olarak hayatımda özel mözel biri yok, kendimi de sizi de yemişim:) dahası hepimizi yemişler.. abbasla güldük. siz de gülün. hayat böyle.

Edit: Sadık okuyucularımdan Hasan az önce arayıp kutladı:), olay şöyle gelişti.. telefon çaldı, açtım , Hasan gülüyor.. "dur gülmem geçsin konuşcam" dedi.. bekliorum.. Olm dedi "en sonunda ben senin kız arkadaşın olucam" :))) tamam dedim olur.. sana çiçek de alırım.. ama birbirimizi hiç bırakmıcaz di mi dedim , asla teketmiycez dedi.. Barış da katılsın üçümüz sevgili olalım dedim.. telefon huhahalarla kapanıp gitti..

(soldan sağa doğru: Barış, Hasan, -beni zaten biliyorsunuz-)


(hasan , ben, barış) bu fotoların devamı gelecek, üçümüzün tam net çıktığı lovely bi foto bulamadım yav..
class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/issz-adam.html"permanent link"><$BlogIt14:08> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt01:20br />

<$BlogItgece gece

<$BlogIt

Günde 3 post yayınlamak mantıklı değil, bir zaman sonra insanlar sizi arayıp iletişim kurmak yerine blog adresinize girip ha bu herif iyidir deyip kapatıyorlar olayı. Sosyal iletişim sıfır. Bilişim ile bu kadar iç içe olup insanlar arası iletişimi bu denli tehdit ediyor olmasını kabullenemiyorum.. Hiç bir blog girdisi, telefonda sizi arayan sesin "naber lan.." demesinin yerini tutar mı.. tutmaz.

Hayata dair deneyimlerim var benim. Elbette burda bedavaya sizlerle paylaşmayacağım bunları:) Email atarsanız belki ipuçları veririm.

Kafam bozuk bu akşam biraz.. bozuk lan kafam benim. bozuldu işte. tamircisi yok bunun.. Bir sürü kötü haber aldım ve en son da günü kötü noktaladım..

Günün tek ilginç yanı da Londra'dan birinin beni arayıp iş teklifi yapmasıydı heralde.. Tabii ki kabul etmedim. Php developer lazımmış, yok kardeşim dedim. benim işim gücüm var zaten. Mail ile bi sürü şey geliyodu geçen yıldan kalma ama adamlar kayıtları saklamışlar demek ki, ilk kez tutup aradılar..

günün bir şarkısı var... buyrunuz dinleyin.

http://fizy.org/yPfHHcMJw0mW

Dilime takıldı ya, hele şu sözler çok can yakıcı...

"Sinirle topladım tüm eşyalarını! Noğlur almaya gelme, bırak izlerin kalsın bendeeee."

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/gece-gece.html"permanent link"><$BlogIt01:20> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt17:11br />

<$BlogItGüzel gün...

<$BlogIt
Ne güzel gündü bugün, börek faslından sonra hisarüstüne gittim, ordan
şirketime gittim, Ege bey'i kısa gördüm Ege bey Ege bey! kebap borcunuzu unutmayınız..:) Toplantıda olmanızdan dolayı yakalayamadık sizi , tamam bugünü es geçelim... ama havalar ısındı bi dahakine kaçmaz..
(ortaköy beşiktaş arası ağaçlar arası..)

Tabii bir de Barış & Hasan faslımız var.. Hasan seviyor iğrenç hikayelerimi de barışın karnı ağrıyor anlatınca... Barışın bir sitesi var yakında tanıtıcam kendisini ama haftaya perşembeye kadar beklemek niyetindeyim.. Keza Barış perşembeye kadar bir bomba patlatacakmış.. Bomba patlayınca benim bütün karizmam yok olacak, kızlar artık bana bakmayacak, herkes barışı sevecekmiş.. Yahu Barışım hepsi senin olsun.. korkutma beni:) nedir ulen planın!!! hasan da bıyık altndan güldü.. tırstım harbiden...

Sonra çıktım kuruçeşmede koç grubunun işlettiği Divan Pub'a gittim. Arkadaşım çalışıyor orda.. Aziz kardeşim.. her neyse şahane oldu bugün boğazın deniz tuzuyla karışık havasını ciğerlerimin teaaa derinlerine kadar çektim... bıkmışım ben bu soğuk havalardan yahu...

(Kuruçeşmeden yatların olduğu yere doğru manzara Divan Pub terasından çekildi)
(Karizma bir yerlerimizde ama neremizde? Aziz & ben)

En son olarak Hasanı askere gönderdiğimiz için ona bir gece düzenliyorum... 27 mart cuma akşamı olarak belirledik tarihi ve mekan da Yıldız Üni. Sosyal Tesisleri olacak... mükemmel bir manzara, süper bir servis, canlı müzik ve limitsiz içki.. ve ve en önemlisi de neredeyse tüm bunlar bedava:) gidip oranın organizasyon müdürü Ayşe hn ile görüştüm, şimdi kişi sayısını belirleyip haber vereceğim...
(Yıldız Üniversitesi Sosyal Tesisleri giriş kısmı)

Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/aylin-gene-birilerini-ozgur-brakt.html"permanent link"><$BlogIt17:11> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt12:39br />

<$BlogItTarihi Yeniköy Börekçisi

<$BlogIt

Bugün uyandım ben. hergün uyandığım için alışkanlık olsa gerek. çok inat etmedim uyanırken, rüyamı düşündüm acı çekerken. çok düşünmedim. aklıma tarihi yeniköy börekçisi geldi. eşofmanımın üstüne giydim deri ceketimi. deri ceketim cok güzel. baharlık bişey. anladım ki sonra bahar gelmiş. baharı seviyorum. kahrolsun soğuk havalar..

Aldım arabamın anahtarını çıktım dışarı. yeniköy sahilde ilerlemeye başladım. gözlerim tarihi yeniköy börekçisini arıyor. sokakta ki evcil olmayan kediler bile biliyor tansu çiller ile yalı komşuluğumuz var. ama çok gürültü yapıyor anlaşamıyoruz bazen. geceleri müzik açıyor. ben dayanamayıp oynuyorum. ertesi gün moraller bombozuk.


Çok çirkinim ben bugün arabam çok temiz, 4 aydır yıkatmadım. daha ne kadar yıkatmayacağım bilmiyorum. bahar gelsin yıkıycaz seni abbas diye söz verdim. arabamın adı abbas. abbas konuşmuyor benle bugünlerde.. konuşması için tekerine iğne batırıyorum işe yaramıyor. yıkatıcam lan söz! belki bugün!!...

Ben bugün abbasla börek almaya gittim. abbas böreklerin yarısını yedi! ben benzin içtim.


Bu sabah ne güzeliz lan. dünya güzel hayat güzel. "mutluyuz de mi sadık.." kıvamındayız abbasla. abbas kırgın. sonra çektik tarihi yeniköy börekçisinin önüne.. abi dedik sizi google'da bulduk biz, börekçi çok mutlu oldu.. $ukela! ne ssssandın saçım tarrağı dedi... öhhüm dedik... abbas kızdı, ben börekle kurabiye istedim. fotoğraf çektirdik bir de... eve geldik.. börekleri yedik.. börekler güzel.. kıymalı börekler güzel. peynirli olanlar değil.. ama en güzel börekler hisarüstünde.. zülfikar börekçimiz var hisarüstünde.. sabah ve gece yarısı sonlarında en durağımız börekçimiz. özledik diğ mi abbas?


bir iki tane fotoğraf çekildik, abbas fotoğraf karelerine girmedi. ben girdim. bazen girmedim.

hisarüstünde ev arıyorum ben.. buralarda bahar var ama hisarüstüne kesin yaz gelmiştir. hisarüstü güzel burası kötü. tansu çiller huysuz. zaten yaşadığım bu davut paşa yalısı da çok büyük. abartıp top oynarken tüm avizelerini kırdık.

kısacası emek, bu yazım sana. bu tarihi yeniköy börekçisinin kıymalı böreği ve kurabiyeleri çok güzel. yemezsen terbiyesiz, tatmazsan ahlaksızsın. numaranı sildim ben senin. zaten aramaya değer biri değilsin. işim olduğunda çağrı atarım sen ara. sana yazsın pis insan...

ha bu arada gel bi haftasonu sabah, sana kahvaltı ısmarlıyım! canın çekmiştir.. çekti mi? sürün adi! ha bir de "pala" nerde lan?

Hava çok güzel bugün beni eve sokana 5 TL vericem.

Börekleri yerken yüzümde ki ifadeye bak emek? böyle mutluluk gördün mü sen?




Etiketler: ,

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/tarihi-yenikoy-borekcisi.html"permanent link"><$BlogIt12:39> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt00:56br />

<$BlogItÖylesine

<$BlogIt
Sonra biz Özdemir ile buluştuk, benim canım kelle paça çorbası istedi, Özdemirin karnı tok ama benden fazla yedi. Ben çok itibar etmedim tabii, gözüm kapalı yemem bazen. bazen yerim. uçuk bir yazı yazasım vardı , yazmak için blogger'ın penceresini açtım, özdemir fişi çekti. nanik dedim laptopum elektiriksiz de çalışır. özdemir elinde koca bir çekiçle geldi. anlamsız bakışlarımı yöneltince ona korktu, üzüldü. dayanamadım içim burkuldu haline. gel dedim napıyosun be oğlum buna üzülünür mü deyip bir yumruk attım özdemire. gülmeye başladı. özürdilerim dedim, lafımı olur deyip bir tekme attı bana..


Artık yediğimiz kelle paça çorba mı bizi böyle yaptı yoksa hayatın ters dönen çarkları mı bilemedik. garibandık zaten, cebimizde çorba parasını ödeyecek kadar paramız da yoktu, çorbacı amca acıdı halimize, künefe ikram etti. çorbanın parası kalsın ama künefe için bulaşık yıkatırım dedi. mutlu olduk biz. mutluluk sorusunu sorarsa diye ödümüz koptu özdemirle, bilemezsek fazladan bulaşık yıkatır korkusu sardı dört bir yanımızı.. sonra girdik mutfağa, ben beceriksizim , özdemirin eli çok yatkın. lakin ben tek tabak kırmadım, özdemir ise 4 te dört yaptı (yazıyla dört) sonra çorbacı amca gidin gözüm görmesin sizi dedi. ceketlerimizi dükkanın önünde giydik. özdemir giymedi.


Sonra gittim ekranın karşısına oturdum yeniden, özdemir fişi çekmedi bu sefer. çiçekleri suladı. yanlışlıkla su döktü klavyeme. ben klavyeyi sildim, özdemir allah belanı vermesin! sonra A tuşuna bastım. ekrana a yazdı, (yazıyla aa) , ben biraz buruldum, özdemir çok mutlu oldu. özdemire sebebini soramadım. sorsam da cevaplamazdı zaten. Sonra diğer tuşları denedim, B ye bastım, ekrana bb yazdı... özdemir üzüldü , "noooldu lan?" dedim, eski sevgilimin baş harfi dedi.. olsun dedim, neden üzülüyorsun be oğlum, gider klavyesine su dökeriz, ödeşirsiniz. (hitit dilinde su) olmaz dedi, gene de içim kıyılır.. peki dedim o zaman kelleciye tekrar gideriz bişey olmaz. ama başka kelleciye gidelim dedi, tabak kırmaktan buruldum.


Dedim ki özdemir bu kadar yeter. artık iki satır yazmalıyım. yarın pazartesi yoksa beni hiçkimse işten falan atmaz. dahası bu kimsenin umrunda da olmaz. ama yazmalıyım özdemir dedim. saygıyla eğildi önümde. polisler geldi sonra, beni sivil polis yaptılar özdemiri trafik polisi.. özdemir ilk iş bana ceza kesti, biraz ezildim. kes tabii abicim para benden kazanılır dedim, tokatı patlattım... tabii dedi yamuldu. sonra cezalarımı tekrar yapıştırdı. bende bu yüzden onu içeri tıktım. usulsüzlüğe dayanamazdım ki. ertesi gün demir parmaklıklar arkasında ziyaret ettim özdemiri. yeterince rüşvet verirsen seni çıkartırım dedim. allah belanı versin dedi. güldük. beni de içeri tıktılar.


Sonra özdemirle gidelim dedik bu ülkeden, bu ülke bad (yazıyla kötü) bu ülkede yusuf hayaloğlular ölüyor. napalım nereye gidelim dedi. siber suçların suç sayımayacağı bi yere gidelim dedik.. neresi derken afrika geldi aklımıza.. hemen gittik.. akşam üzeri uçaktan inince çok sıcaktı. özdemir üstündekilerin hepsini çıkarttı, bir çalı yaprağı bulup örttü mahrem yerini. dur olm dedim napıyosun. çok para kazanıcaz abi dedi. peki dedim iki yaprak da bana ver ordan (yazı ile çalı).. Güya siber suçlar işleyecektik. windoz ikspimiz çöktü. internet yoktu. cd istedik maymunun tekinden. orda ki pumalar yedi iki saat önce dedi... pumayı bulduk çok kızdık. bizi sallamadı tabii ama biz tavrımızı koyduk. afrika sınırları dahilinde puma cinsi artık düşmanımızdı. daha konuşmazdık ve girmezdik pumaların bölgesine. sonra iki fil bulduk. özdemir hemen tepelerine çıktı. napıyosun dedim. serin abi burası hem seyahat de bedava , sende gel dedi. peki dedim bi fili de ben ikna ettim. gezmeye başladık. benim filim iyiydi de özdemirin bindiği fil çok lakayıt. su attı üzerimize terbiyesiz. özdemirin hoşuna gitti, benim için ise ballı kaymak kıvamı.. lakin davranış hatalı.


Sonra dedim ki olmuyor! iki satır yazı yazmam lazım benim. uganda cumhurbaşkanı bu duruma çok içerliyor dedim, özdemir baktı. peki ya dedi peki.. panamada ki muhalif parti liderini napacaksın? düşündüm haklıydı. bilgisayarımı da alıp kaçtım. özdemir takip etti. kendimizi barcelona'da bulduk. vize sormadılar bize. bize vize sormadılar. sormadılar vizeyi bize. şehir hatlarının uzadığı metro istasyonlarından birinde, bir banka oturdum ben. özdemir yan banka oturdu.. ben açtım laptopumu yazmaya başladım.. (yazıyla yazı) özdemir sarı şeriti geçti istasyonda yürürken. sonra raylara tükürdü. yapma dedim, arkasından sesli mikrofondan uyarıyı aldık. ne tesadüf türkçe konuşuyordu. lütfen sarı çizgiyi geçmeyin.. ayılık yapıp tükürmeyin.. (yazıyla : please don't pass yellow line and hayvansınız) deyince özdemir anlamadı tabi.. yurtdışına çıkınca türkçeyi unutuyor. kalbi kırıldı nedense, bir kaç volt elektirik verince kendine geldi.


Sınır dışı edilmemize beş varken, özdemir çok kötü tavır takındı. afrikadan kalma bir hırlama sesi çıkardı. ben ses etmedim. tren istasyonuna gittik ve gemi ile uzakalaştık ülkeden. ben güvertenin ortasına bağdaç kurup oturdum ve yazımı tamamladım. ugandaya selamlar ve panamanın muhalif liderlerini seviyoruz diye bitirdim cümlemi. deniz baykal çok içerledi. tayyip gelmedi bi daha benim siteme. olsun ben gene de yanda ki fes takan müslüman tavırları içinde ki komşumun teaa..... (yazıyla : siz anladınız onu...) özdemir tutamadı kendini. tükürdü yan komşuya, benim içim ısındı.


Attığımız goller yediğimizden fazla olsun.. elhamdülillah deyip tangomuzu yaptıktan sonra kelle paça çorba içmeye gittik. kızlara ısmarlattık çorbacı amca kızmadı.

öyle işte.. seviyoruz seni günlük.. sen de bizi sev! (yazıyla love)

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2009/03/oylesine_09.html"permanent link"><$BlogIt00:56> sende yap! | ne demişler?

arsiv