<$BlogIt22:48br />
<$BlogIt
Delikanlıyız ya.. entarimizin düğmeleri çift açık.. bağrımız da yanık en delikanlı şekilde..mahallenin köşesinde döndükmüydü.. kızların hepsi ardımızdan bakakalırdı.. ama biz bakmazdık onlara ne de olsa forsumuz yerinde gözümüz yükseklerdeydi.. elimizden bir uçan birde aman dileyen kurtulurdu.. dedim ya delikanlıydık.. elimizde tesbik.. kafamız bozuldumuydu çıkarırdık cebimizden cigaramızı yakardık arkası arkasına.. en afili küfürleri savurarak İstanbul a.. cebimizde üç beş kuruş olsun yeterdi.. gönlümüzdeydi asıl hazinemiz.. ki zaten orayada sığdıramazdık.. o kadar büyüktü yani.. İbrahim sadri nin “Sabri abi” si bizi anlatırdı hiçbir şarkının ve şiirin anlatmadığı kadar.. ve hiç söz işlememişti yüreğimize böylesine..

Ah ulan ah Sabri Abi
Yüreği elinde çocuk
Diz boyu karda açan ahçiçeği
Aşkın kendisi yani
Hürriyetin geleceği
Sert sakallarında vurgun izi


Ah ulan ah…. diye dinledik dizelerini.. sonra kendimize bir ideoloji edinelim dedik.. beceremedik abi.. fiyakamıza uygun bir ideoloji gömleği kalmamış.. getirtelim dediler yok dedik.. sonra çıktık ideoloji dükkanından döndük kürkçü dükkanımıza .. mahallemize.. bizim ideolojimiz de buydu, fiyakamız da hayatımızda burasıydı işte.. küçük bir sokağın içindeki kocaaa bir hayat..
Sonra uğur hapisten çıkmış geldi mahalleye, küçüktü o zamanlar.. sevdiği kıza namusuna yan gözle baktılar diye bıçaklamıştı namussuzları.. ama devletin mahkemesi alayamadı uğurun muhakemesini ve mahkum etti en uzun süreli mahkemle.. altın gibi çocuktu oysa.. kimseye zararı da olmamıştır.. yolda ki karıncanın ayağına basmaya çekinen bir incelikti onunkisi işte bu yüzden affedemedi mahremine namahrem olmaya çalışaları..
Kahvedeydik.. çekti bir sandelye oturdu uğur.. önce sıkı sıkı kucaklaştık kahvenin ortasında.. gönül koyduk neden söylemedin erken çıkacağını mahpustan gelir alırdık seni.. eyvallah dercesine salladı başını.. fiyakasına delikanlılığına hiçbirşey olmamışta.. saçların dedim.. saçların beyazlamış uğur.. başını öne doğru eğdi.. “mahpusta günler geçmiyor be aga…” dedi..
Sonra çıktık dışarı.. gel dedim bize gidelim.. yok dedi durdu yolun ortasında.. “O..” dedi.. o ne yapıyor şimdi.. ilk yıl mektuplarını eksik etmemişti.. sonra azalttı ve hiç yollamamaya başladı.. “O” dedi tekrar.. samsun cigaramı çıkarttım cebimden.. yak dedim.. onlar taşındı üç sene önce bu mahalleden, aldığımız habere göre evlenmiş mühendisin biriynen.. uğur her şeye dayanmıştı da işte bu acı ağır gelmişti ona.. hak etmemişti.. dişlerini sıktı.. gıcırdaması duyuluyordu.. sonra cigarasını yaktı.. ilk nefesi öyle bir çekmişti ki cigara nerdeyse kül olup gidecekti tek nefeste.. uzunca bir süre içinde tuttu dumanı.. sonra ağzından burnunda baca dumanı gibi süzüldü.. “ben..” dedi.. “ben onu böyle mi sevmiştim lan…” .. başını iki elinin arasına alıp zor otudu kaldırım taşlarının üzerine.. sonra uğur o kaldırımdan kalktı.. mahalladen kalktı.. nüfus dairesinin tozlu yapraklarından kalkıp gitti işte.. en fiyakalı hali ile yolladık onu onun seçtiği diyara.. tesbik, fiyakalı gömlek.. topuklu ve sivri burunlu ayakkabılarıyla.. herkes dualar okurken biz.. “eyvallah” diye geçirdik içimizden.. delikanlılığın tamamlanamamış sayfalarına 3-5 sayfa . ve 1 sevda daha eklettirdik.. “Uğur’un…” diye başlayan cümlelerle karalı..

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2006/12/uur.html"permanent link"><$BlogIt22:48> sende yap! | ne demişler?

<$BlogIt19:57br />

<$BlogItTüm şehir ağladı sen gittin diye...

<$BlogIt
"gece ıslak bastım gaza, söz verdim sana hız yapmamaya ama.
annem hıçkırdı yıllar sonra, babam yenik düşmüş yıllara..."

karanlık bir uykunun ardından "dan" diye gözlerinizi açarsınız geceye, gece karanlıktır, gözlerinin rengi neydi? karanlık rengi! evet evet hatırlıyorum kapkaranlık bakıyordu... o baktığında gündüz geceye dönüyordu... güneşsiz kalıyordu dünya.

ama yemyeşildi gözleri, sadece bakışlarındaydı karanlık... kapkaranlık bakıyordu... dünyası karanlıktı çünkü.. aydınlık ona fazlaydı. aydınlığı tanımıyordu. ilk görüşte kaçmıştı aydınlıktan. gözleri kamaşmıştı.

sonra kahverengiydi... kahverengi benim gözlerimin rengiydi. sonra karanlık oldu. karanlık bakmaya başladım. kaybetmeye başlamıştım çünkü. acı bir kumar oyunuydu çünkü bu... masaya oturmuştum bir kez. tüm varlığımı kaybetmek üzereydim. o anda tek umut bu oyunu alırsam herşeyi düzeltebilirimdi ve o oyunu da kaybettim... gözlerim duman rengine dönmüştü birden... karanlığa da razıydım oysa.. herşeye rağmen!...

"gözlerimin rengini geri verin banaaaaaaaaaaaaaaa" diye çığlıklar atıyordum içimden... yankılar duyamadığım bir yerlerde kaybolup gidiyordu... kaybolmaya çok az zaman kalmıştı...

kumar masasındaydım... artık kaybedecek hiçbirşeyim kalmamıştı.... masadan kalkıp ceketimi almak üzereydim. durdum! herkes bana bakıyordu... masadakiler göz uçlarıyla güvenliğe bakınmaya başlamışlardı.. öyle ya kaybedecek birşeyim kalmamıştı... herşeyi yapabilirdim. tehlikeliydim onlar için...

ceketimi tekrar yerine koydum. elimi kalbimin üzerine doğru götürdüm... iki parmağımı dikleştirip göğsüme sapladım... gözlerimden kan damlaları gelmeye başladı..

gözlerim kan kırmızı rengindeydi artık...

kalbimi çıkarttım.

iki büklüm olmuştum, acı çekiyordum. dizlerimin üzerine çökmüştüm kafam yere doğru eğikti.. gözlerimden kanlar damlıyordu... durmuyordu bir türlü...

masadakiler güvenlik görevlilerine bir el işareti ile ters bir durum olmadığını işaret ediyorlardı...

kalbim iki parmağımın ucundaydı... masanın ortasına koyup tüm kaybettiklerime karşılık son oyunumu oynamak istediğimi söyledim...

kabul ettiler..

öyle ya, değerliydi kaybettiklerim... neler yoktu ki içlerinde? oysa alışabilirim sanmıştım kaybolanlara...

son ellerimizi açtık...

..... ve kaybetmiştim.

gözlerimin rengi yoktu artık.

kendimi bir banka götürüp bıraktım. bankın rengi yoktu. ben yoktum...

çok yalnızdım...

yalnız ölmüştüm. toprağımın rengi yoktu.

... ben yoktum. yok olmuştum.

Etiketler:

class="post-footer"> by <$BlogItDavut Topcanref="<$BlogIthttp://davuttopcan.blogspot.com/2006/12/tm-ehir-alad-sen-gittin-diye.html"permanent link"><$BlogIt19:57> sende yap! | ne demişler?

arsiv